Etik ve Erdem

Çoğumuz için etiğin temel sorusu şudur: “Ne yapmalıyım?” veya “Nasıl davranmalıyım?” Etik, bize ne yapacağımızı söyleyen “ahlaki ilkeler” veya evrensel kurallar sağlamalıdır. Örneğin birçok insan, faydacılığın ahlaki ilkesinin tutkulu yandaşlarını okur: “Herkes, en çok sayıda kişi için en büyük iyiliği sağlayacak her şeyi yapmakla yükümlüdür.” Diğerleri de aynı şekilde Immanuel Kant’ın temel ilkesine bağlıdırlar: “Herkes, ancak tüm insanların insanlık onuruna ve ahlaki haklarına saygı gösterecek şekilde hareket etmekle yükümlüdür.”

Bunun gibi ahlaki ilkeler, öncelikle insanların eylemlerine ve yaptıklarına odaklanır. Belirli durumlarda, örneğin yalan söyleyip söylememeyi veya intihar etmeyi düşünürken, bu ilkelerin bizden ne istediğini sorarak bunları “uygularız”. Avukatlar, doktorlar veya iş adamları gibi profesyoneller olarak bizden ne beklediklerini veya sosyal politika ve kurumlarımızdan ne istediklerini sorduğumuzda da uygularız. Son on yılda, “iş etiği”, “hukuk etiği”, “tıp etiği” ve “kamu politikasında etik” konularına ayrılmış düzinelerce etik merkezi ve programı türemiştir. Bu merkezler, ahlaki ilkelerin yaşamlarımız üzerindeki etkilerini incelemek için tasarlanmıştır.

Fakat etik ilkelerin tümü ahlaki ilkeler midir? Eleştirmenler, haklı olarak, ahlaki ilkelere yapılan bu vurgunun, sanki ahlaki yaşam, her eylemimizi bir yapılacaklar ve yapılmayacaklar tablosuna karşı titizlikle kontrol etme meselesiymiş gibi, düşüncesiz ve kölece kurallara tapınmanın kokusu olduğunu iddia ettiler. Neyse ki, ilkelere ve kurallara olan bu takıntıya, ilkelere yapılan vurgunun etiğin temel bir bileşenini – erdemi – görmezden geldiğini iddia eden birkaç etikçi tarafından yakın zamanda sorgulandı. Bu etikçiler, “ahlaki ilkeler yaklaşımının” insanların ne yapması veya nasıl davranması gerektiğine odaklanarak daha önemli bir konuyu -insanların ne olması gerektiğini- göz ardı ettiğine işaret ederler. Başka bir deyişle, etiğin temel sorusu “Ne yapmalıyım?” değildir. Ama “Nasıl bir insan olmalıyım?”

“Erdem etiğine” göre, mükemmellik veya ortak iyiye bağlılık gibi, çabalamamız gereken ve insanlığımızın tam gelişimine izin veren belirli idealler vardır. Bu idealler, insanlar olarak ne olma potansiyeline sahip olduğumuz üzerine düşünceli bir şekilde düşünerek keşfedilir.

“Erdemler”, bu potansiyeli geliştirecek şekilde olmamızı ve hareket etmemizi sağlayan tutumlar, eğilimler veya karakter özellikleridir. Benimsediğimiz ideallerin peşinden gitmemizi sağlarlar. Dürüstlük, cesaret, şefkat, cömertlik, sadakat, bütünlük, adalet, özdenetim ve sağduyu erdemlerin örnekleridir.
Bir insan erdemleri nasıl geliştirir? Erdemler öğrenme ve uygulama yoluyla geliştirilir. Antik filozof Aristoteles’in önerdiği gibi, bir kişi öz disiplin uygulayarak karakterini geliştirebilirken, iyi bir karakter tekrarlanan kendini beğenmişliklerle yozlaştırılabilir. Bir maraton koşma yeteneği, çok fazla eğitim ve uygulama yoluyla geliştiği gibi, adil olma, cesur olma veya şefkatli olma kapasitemiz de gelişir.
Erdemler alışkanlıklardır. Yani, bir kez edinildiklerinde bir kişinin karakteristiği haline gelirler. Örneğin, cömertlik erdemini geliştiren bir kişi, her koşulda cömert olma eğiliminde olduğu için genellikle cömert bir kişi olarak anılır. Ayrıca, erdemler geliştiren bir kişi, doğal olarak ahlaki ilkelere uygun davranışlarda bulunma eğiliminde olacaktır. Erdemli insan ahlaklı insandır.

Etik erdem yaklaşımının kalbinde “topluluk” fikri vardır. Bir kişinin karakter özellikleri tek başına değil, aile, ibadethane, okul ve diğer özel ve kamu dernekleri dahil ait olduğu topluluklar içinde ve bu topluluklar tarafından geliştirilir. İnsanlar büyüdükçe ve olgunlaştıkça kişilikleri, topluluklarının ödüllendirdiği değerlerden, topluluklarının teşvik ettiği kişilik özelliklerinden ve topluluklarının geleneksel hikayeler, kurgu, filmler, televizyon aracılığıyla taklit etmek için ortaya koydukları rol modellerinden derinden etkilenir. Ve benzeri. Erdem yaklaşımı, bizi topluluklarımızın dış hatlarına ve onların teşvik edip aşıladıkları karakter alışkanlıklarına dikkat etmeye teşvik eder.

O halde ahlaki yaşam, yalnızca ahlaki kuralları takip etme ve bunları belirli durumlara uygulamayı öğrenme meselesi değildir. Ahlaki yaşam aynı zamanda ne tür insanlar olmamız gerektiğini belirlemeye çalışmak ve toplumlarımız ve kendimiz içindeki karakter gelişimine katılma meselesidir.

Bir cevap yazın