Muhatabına; Dostluk ve Aşka Dair

Sana;

Aramızda söylenen ve söylenmeyen, bildiğin ya da bilmeni istediğim bu satırları bir şekliyle gözlerine dokunmasını umarak yazıyorum.
Malumun, hayatıma girdiğinde senin hakkında pek bir şey bilmiyordum, bu denk geliş planlı ya da beklenen bir şey değildi. Plansız ilişkiler adına çıkılan her yola koyuluş, arada bir küçük tümseklerle size heyecan dolu bir keyif yolculuğu yaşatır ve sonunda yolculuğun buna değdiğini hissedersiniz. Şansız iseniz ‘keşke’lerle başlayan cümleler de armağan edebilir size…

Aynı sınıfta olmamıza rağmen, yıllar sonra ilk konuşmamız sosyal medya sayesinde gerçekleşti. İlk adımı ben attım. Küçük bir ‘Merhaba’ ile başladı, uzun sohbetler ve mesajlarla devam etti.
Yavaş yavaş en iyi arkadaş olduk ve birbirimizle her şeyi paylaştık ve arkadaşlığımız artık gizlenecek bir sır değildi. En aptal endişelerimi, en zor sorunlarımı dinledin. Birbirimizin aklından neler geçtiğini biliyorduk; daha ziyade aynısını yaşıyormuş gibi hissederdik. Sen benim akıl hocam, rehberimdin ve bazen senin filozofun olurdum ben. Karşılıklı bir duygu ve uyum haliydi. Yazma konusundaki yaratıcılığın beni senin yörüngene bir uydu gibi çekiyor ve orada tutuyordu.

Hatırlar mısın bilmem ama bir gün çok sevdiğim bir yazı göndermiştin. Sana ait olup olmadığını sormuş ve sen kendi üretimin olduğunu söylemiştin. Bu soru ve cevap ile birlikte gelen kutuma sonsuz bir cümle akışı başladı ve gelen kutum öykülerinin değerli olduğu ve özel olduğu yere dönüştü. Onlara sahip olduğum için kendimi ayrıcalıklı hissettim, onları bir kez okur ama beynime nakış gibi işlerdim. Öykülerinden birini bana birdenbire sorardın, ben de kolayca hatırlardım. Bundan çok keyif aldığını ve hafızama hayran olduğunu biliyordum.

Sadakatin baş rolde olduğu, yaralı kalplerin, ayrılıkların ve kavuşmaların bitimsiz hikâyelerini dile getirirdin. Bir gün bu hikayelerinin gerçek kahramanı olacağım hiç aklıma gelmezdi. Bitimsiz bir aşkın girdabında aklının melekelerini kaybetmek üzere olan bir aşk meyvesi oldum. Ayakta kalmanın yolunu, delirmenin son aşamasından bir bahçeye bahçıvan olarak hayata tutundum. Nergis ve Gardeniya’ları sevgimi katarak besliyordum…

Benim bu hallere gark olmama sebep onlarca şey vardı elbet. Müzik seçimimiz, filmler, yazmaya olan ilgimiz, zevklerimiz her şey birbirine uyuyordu. Ayrıca birbirimizi bir yap bozun parçası misali çok iyi tamamlıyorduk. Sen her zaman soğukkanlıyken, ben küçük şeyler için gergindim…

Duygularımın arkadaşlığın ötesinde bir şeye ne zaman dönüştüğünü tam olarak hatırlamıyorum. Senin kalbimde sahip olduğum özel yere yakın olduğunu hissettim. Yine de seni oraya yerleştiremedim; çünkü bundan emin değildim. İlk defa başıma geliyordu. Duyguların karşılıklı olup olmadığından şüpheliydim. Gün geçtikçe dostluk ve aşkla ilgili sözlerin bana hitap ettiğini görmeye başladım, gerçi sen hiç söylemedin. Her acının beni belirli bir seviyenin ötesinde yaşattığını hissettim. Hem seni hem de kendimi iyi anlayabiliyordum. Benimleyken gözlerin parlıyor, yanımdayken kuşlar kadar özgür hissediyordun. Benimle konuşma şeklin, senin de aynı şeyi hissettiğine ikna ediyordu beni.
Ama arkadaşlığımızı kaybetmekten korktuğumuz için bu konulara hiç değinmedik. Ama fark ettiğini sanıyordum, sakinleşiyordum ve aklından geçenleri duymaya hazırdım.

Kimsenin bizi, bizim birbirimizi anladığımızdan daha iyi anlayamayacağından emindim.
Gerçek aşkın ne olursa olsun her zaman karşılık bulacağını, duygularımın saf olduğunu ve gerçek olduğuna emindim, çünkü kendimi değişirken buldum. Bir tartışmada asla boyun eğmeyen ben, tartışmalardan vazgeçtiğimi fark ettim. Yüzündeki mutluluğu görünce heyecanlandım. Senden gelen bir mesajı ya da mobil ekranımda yanıp sönen adını her gördüğümde yüzümde bir gülümseme oluşuyordu.
Sonra bir şekilde duygularımdan haberdar olduğunu öğrendim. Farklı davranmaya başladın, bana asla aynı hissetmediğini gösterdin. O zaman kendimi geriye çektim ve bir süre senden kaçtım. Bu farkındalık beni paramparça etti. Nasıl bu kadar yanıldığımı düşünmeye devam ettim. Bir gecede gelişen bir duygu değildi. O duygudan emin olmam yıllarımı aldı. Ve bunun karşılıklı olduğundan emindim. Neden kabul etmediğini anlayamadım. Her şeyi mahvettiğim için kendimi suçladım.

Oysa insan kendisini tamamlayana, değer katana ve en önemlisi iyi tanıdığına aşık olmalı. Ya da aşk böylesi bir durumda filizlenir. Ama buna rağmen aşka dair duygularımdan vazgeçtim. Kalbimi boğdum. Ve senin için ‘dost’ olmaya devam ettim. Zira sendeki halini bilemem ama ben iyi bir dosttum. O zamanlar hayatın akışı içinde bir sürü problemin vardı ve seni dinledim, elimden gelen her şekilde sana yardım ettim. Bazen hiçbir şey anlamadığımı hissettin ve ara sıra benimle kavga ettin. Sesin bana kederimi hatırlatsa da dostun olarak her zaman yanında olmak istedim. Her şeyin normale döndüğünü hissettim. Ne de olsa dostluk için canını verecek iki bireydik ve arkadaşlığı en önemli önceliklerimizden biri olarak belirledik.

Aramızda hiçbir şeyin değişmediğini sana hissettirmek istedim. Arkadaşlığımızın birazcık bile etkilendiğini hissetmeni istemedim. Bu yüzden sana bir şey fark ettiğimi bile belli etmedim çünkü eskisi gibi benimle rahat olmanı istedim. Ama sonra ne kadar uğraşırsam uğraşayım, sen benim kadar güçlü değildin. Olanları unutup arkadaş olarak yanımda kalmayı beceremedin. Son kez büyük bir kavga ettik, beni çok inciten şeyler söyledin (ki ben sana karşı hiç öyle olmamışken) ve hata senin olduğundan, bu sefer çözmek için hiç gelmedin.

Her şeyi yoluna koymak için defalarca girişimde bulundum ve arkadaşlığıma karşı beni çok inciteceğini bildiğin suçlamalar yönelttin. Bunu bilerek mi yaptın bilmiyorum. Ama bana yük olduğumu hissettirdin ve o yükten kurtulmak istedin. En iyi arkadaşlarımdan birini kaybedemeyeceğimi anlamanı sağlamaya çalıştığımda, “bir ağacın hayatta kalmak için tüm dallarına ihtiyacı olmadığını” söyledin. Ama kaybolan dalın yerinde bir ‘dert’ oluştuğunu, birlikte geçirdiğiniz güzel zamanları hatırlatan ‘özlem barındıran bir dert’ olduğunu fark etmedin ya da onları önemsemedin.

Sonra, arkadaşlığımızın devam edip etmediğini öğrenmek için son bir girişimde bulunduğumda, cevabın geldi, “Arkadaşlığımızın tamamen sona erdiğini bildirdiğim için üzgünüm, hoşça kal.”
Bu umarsız, soğuk, duygusuz cevap beni şok etkisiyle bir süre uyuşturdu. Ne sana karşı hissettiklerimi ne de aşkımın tanınmaz hale gelmesinden dolayı herhangi bir kayıp ya da acı hissetmedim; Tek özlediğim değerli dostluğumuzdu. Aşka karşı dostluk savaşında kaybettiğimi anladım.
Bu bitimin tek sorumlusu ve suçlunun ben olmadığımı anladım. Kendi nedenlerin olabileceğini fark ettim. Tüketince fırlatıp atan bencillerden çok da farklı bir duruş sergilemediğini gördüm.

Hikayemdeki rolünün bittiğini anladım. Çabam ve duygularımla bir kez daha gurur duymama neden oldun… Ben ya da biz başaramazsak da, onca bilmişliğimize rağmen arapsaçına dönüştürmüş olsak da; arkadaşlığın aşka, aşkın arkadaşlığa engel olmadığını bilince taşımamı sağladın.
Geldiğimiz noktada küçük ve büyük nezaket, dostluk, yardım, sevgi, özen, aile ve inanca benim gibi bir zamanlar değer veren çılgın ruh eşime yine de minnettarım… Katıkların ve aldıkların için…
Umarım bu veda mektubunu okursun; hayatımdan ve kalbimden sonsuza dek gitmeden önce…

Bir cevap yazın